- Haberi Paylaş
- Facebook'ta Paylaş
- Twitter'da Paylaş
- 25 Ağustos 2026, Salı 1:33
- A-
- A+
- 99 kez okundu
TARİHİN TAHRİFİ ve KUTLU DOĞUM HAFTASI
15 Temmuz 2016 FETÖ darbe kalkışmasından sonra, bazı çevreler ‘Kutlu Doğum Haftası’ faaliyetlerini mahut çevre hazırlamış havası vererek, Nisan ayının 20’sine gelen hafta etkinlikleri maalesef kaldırılmıştır. Bunun böyle olmadığını devlet hafızası bilmeliydi veya bile bile kaldırıldı. Çünkü bazılarına göre, bu hafta dolayısıyla yapılan faaliyetler 23 Nisan kutlamalarını gölgede bırakıyordu . Bulanık suda avlanan bu kesimler, Fetö’yü gündeme getirerek, aslında rahatsız oldukları Kutlu Doğum Haftası faaliyetlerine son verdirmişlerdir. Nisan 2009 yılında Kutlu Doğum Haftası’ dolayısıyla Süleyman Hayri Bolay Hocamla bir mülâkat yapmış, Üslup Dergisi’nin 2009 Mayıs-Haziran sayısında da yayımlamıştık. Tarihe bir not düşmek ve belki okuyan bir yetkili bu işin aslının böyle olmadığını dile getirerek, yanlıştan dönülür ümidi ile bu söyleşiyi tekrar yayımlamak istiyoruz.
(Prof. Dr. Süleyman Hayri BOLAY ile Söyleşi)
A. ŞEN: Bildiğimiz kadarıyla şuan ülkemizde kutlanan "Kutlu Doğum Haftası" geleneğini siz başlattınız. Bize bu süreçten bahseder misiniz?
S. H. BOLAY: Evet, çok şükür Cenâb-ı Hak nasip etti bize bunu, o bakımdan çok memnunum ve devamlı şükrediyorum. Efendim, 1989 yılının Mayıs ayında Diyanet Vakfı Mütevelli Heyeti beni yayın kurulunu kurmakla görevlendirdi. İki ay sonra falan bir hafta tertip edilmesini teklif ettim. Henüz ismi konulmamıştı o sıralar. Sadece teklife sıcak bakılmış ve İslami meselelerin konuşulduğu bir hafta olmasında fikir birliği sağlanmıştı. Benim İzmir'e gitmem gerekiyordu ve arkadaşlara ben dönünceye kadar bu haftaya bir isim tespit etmelerini söyledim. Onlar dört isim tespit etmişler ve seçme hakkını da bana bırakmışlar. Diğer isimleri hatırlamıyorum şimdi ama Kutlu Doğumu gördüm, benim hoşuma gitti. Sade bir şeydi üstelik. Sonra bu isimde karar kıldık ve mütevelli heyetine teklif ettik, onay aldık. Biz de bir program hazırladık. O zaman Mevlid Kandili'ne iki buçuk ay vardı, Temmuzun altısına denk geliyordu. O tarihte başlatalım diye kararlaştırdık. Mütevelli heyetine bir haftalık bir program sunduk, çok beğendiler fakat yetişmeyeceğini söylediler, gelecek yıl yapalım dediler. Biz de yetişme işini bize bırakın, siz gereken desteği verin, biz yetiştiririz dedik. Onlar da kabul ettiler. Arkadaşlarımızla gece gündüz çalışarak o gün başlattık programı.
A. ŞEN: Peki, tarihimizde bunun örnekleri var mı, yoksa ilk defa siz mi böyle bir uygulamayı faaliyete geçirdiniz?
S. H. BOLAY: Hayır, tarihimizde buna benzer kutlamalar yapılmıştır. Selçuklularda, Osmanlılarda ve Cumhuriyetin ilk dönemlerinde birtakım kutlamalar mevcuttur. Özellikle Selçuklular zamanında Erbil atabeyi döneminde iki ay kutlandığı hakkında bilgiler vardır. Sosyal devlet anlayışı içerisinde fiili olarak Peygamberimizin doğumu kutlanmıştır. Dolayısıyla biz bunu yeniden canlandırmış ve günümüz şartlarına uyarlamış olduk.
A. ŞEN: Böyle bir geleneği başlatarak neyi amaçlamıştınız, kimlerle yardımlaştınız?
S. H. BOLAY: Tabii ki din görevlilerimizle yardımlaştık. Eksik olmasınlar bu işe dört elle sarıldılar. Az da olsa bazıları pek ciddiye almadı maalesef, mühimsemediler veya zahmetli bir iş olacağına falan hükmettiler herhalde. Fakat sonradan onlarda da anladılar ki halk bunu istiyor, halkla bütünleşmenin yolu bu, zaten bizim hedefimizde de bu vardı, yani; halkla bütünleşmek, Üniversiteyle bütünleşmek ve devlet erkânıyla bütünleşmek. Bu bürokrasi kelimesini ben pek sevmiyorum, yüksek kademedeki devlet adamlarıyla bütünleşmekti gayemiz diyebilirim. Bir de zaten bizim en büyük hedefimiz, cami cemaati dışına çıkmaktı. Yani Türkiye'de ya da Türkiye dışında ne kadar grup varsa, diyelim ki sporcular, biz stadyumlara girebilmeliydik. Çünkü onların da bizim de peygamberimiz aynı. Şöyle bir şey söyleyeyim bakın; bundan birkaç yıl önce falandı zannediyorum -ben onu orda kestim, bir yerde duruyordur- eski Fenerbahçeli ve milli futbolcu Rıdvan Dilmen bir yazı yazmıştı spor sayfasında. Diyor ki: "Türkiye de üç binden fazla spor kulübü var ve buradaki sporcuların yüzde sekseni beş vakit namaz kılar." Yazı da aynen bu ifadeyi kullanmıştı ben de kestim, saklıyorum o yazıyı. Şimdi öyle zannediyorum ki, bunun tesiri burada kendisini göstermiş. Hatta amaç olarak Hristiyanları, Musevileri dolaşmamız lazım geldiğini de söyledim. Yani İslam’ı tebliğ manasında değil ama peygamberi tanısınlar, İslam’ı tanısınlar, en azından hürmet göstersinler, aleyhte bulunmasınlar, biz de onların aleyhinde bulunmayalım. Bizde onlara hürmet ediyoruz, onlar da bize hürmet etsinler, ama beğenirlerse de İslam’ı tercih etsinler. En azından düşmanlığı ortadan kaldırmalıydık bir de aradaki sıcak temasların ortaya çıkmasına ve gelişmesine de sebep olmalıydık. Bunda da muvaffak olduk sayılır.
A. ŞEN: Nasıl gelişti bu gelenek, umduğunuzu bulabildiniz mi, bugün geriye doğru baktığınızda neler görüyorsunuz?
S. H. BOLAY: Evet, umduğumuz netice hâsıl oldu. Sadece Türkiye'de değil bütün Dünya’da bunun tesirini gördük. Ben yayın kurulu başkanıyken Balkanlara Türk dünyasına da yayılmıştı, oralara gidiyorduk. Mesela ben Kazakistan'a gittim Kırım'a da gittim. Şimdi duyuyorum ki dünyanın neresinde Türkçe konuşan bir Müslüman varsa oralarda Kutlu Doğum Haftası kutlanıyor. Birde televizyonlarda görüyorum Amerika Birleşik Devletleri'nin merkezinde, büyük elçinin katılmasıyla Kutlu Doğum programları tertip ediliyor. Eskiden büyük elçiler camilerin olduğu semte bile uğramazlardı. Biz Kazakistan'a Kutlu Doğum Haftasını kutlamaya gittiğimizde büyük elçi açılış konuşması yaptı. Kültür Müşaviri'nin yazdığı yazıya dayanarak, gayet ayetlerle ve hadislerle desteklenmiş bir metin okumuştu. Tabi bu bir ilerleme. Bir de biz bunu ilk başlattığımız yıl rahmetli Özal başbakandı. O geldi, başbakan yardımcıları, diğer siyasi partilerin temsilcileri ve devlet erkânı da orda olunca, ona bağlı gruplar da geldi. Bu olaydan sonra birçok müftü bana ulaşarak şöyle söyledi: "Var olduğumuzu yeni anladık. Çünkü artık bize tepeden bakan kaymakam, vali, garnizon komutanı, emniyet müdürü telefon edip, bize de konuşma vakti ayırın diyerek talepte bulunuyorlar" dediler. Ondan sonraki senelerde de bu şekilde gelişerek devam etti. Hatta iki yıl kadar sonra Burdur'un bir köyünden bize telefon ettiler ve "Bize konuşmacı gönderin, Kutlu Doğum programı tertip edeceğiz" dediler. Köylere kadar bu iş uzadı yani.
A. ŞEN: Peki sizin döneminizde Kutlu Doğum Haftası münasebetiyle kültür faaliyetlerine ve yazılı külliyata ne gibi katkılarınız oldu acaba?
S. H. BOLAY: Yayın hayatına da önem verdik tabi. Bizim bulunduğumuz dönemde aşağı yukarı üç yüzden fazla kitap yayımlandı. Her yıl bir sempozyum tertip ettik. O sempozyumlarda günün problemlerine göre gündemler oluşturduk. Ülke içinden ve dışından misafirler ağırladık. Onları da kitap haline getiriyorduk. Ortaya bir kutlu doğum edebiyatı külliyatı çıktı. Bir başka yaptığımız iş de, kutlu doğum haftasını başlattıktan bir yıl sonra, bir naat yarışması tertip ettik. Peygamber Efendimize pek çok naat yazılmıştı ancak Türkçe naatların çoğunluğu Osmanlı döneminde yazıldığı için günümüz nesli anlamakta sıkıntı çekiyordu. Cumhuriyet döneminde yazılmış en güzel naat da zaten Arif Nihat Asya'nın naatıydı. Biz de bu naat yarışması ile genç neslin rahatça anlayabileceği eserler ortaya koyalım istedik. Neticede üç bin beş yüz civarında şiir geldi bize. Edebiyatçılardan, şairlerden müteşekkil kurduğumuz heyet bu şiirleri taradı ve derecelik eserler seçildi. Birinci Nurullah Genç olmuştu Yağmur isimli naatıyla. Sonra bu şiirlerin en güzellerinden yüz tanesini kitap haline getirerek yayımladık. Gene ertesi yıl münacat yarışması ayarladık. O yarışmayı da kitaplaştırdık. Dini edebiyat sahasında Hilye kitabı hazırlattık. Ramazanname kitabı yayımladık. Bir miraçnameyi kitaplaştıramadık. Gerçi hazırlaması için bir arkadaşı görevlendirmiştik. Yani, dini edebiyat sahasındaki türlere pek çok eser kazandırmayı başardık. Sadece bunlarla sınırlı da değil, mesela imam hatip okulları arasında kompozisyon, hutbe yarışması, ilkokullar arasında resim yarışmaları açtık. Çocuklar öyle güzel resimler yapmışlardı ki hocaları seçmekte güçlük çekmişler, biz de elli tanesine birden ödül verdik, ayrıca kitaplaştırdık. Sonra gene dini ve vatan şiirleri yarışmaları açtık hem ülkemiz hem de yurt dışındaki soydaşlarımız için. Oralardan da çok güzel şiirler geldi. İlmi eserler yarışması da düzenledik ve güzel kitaplar kazandırdık külliyatımıza. Çocuk şiirleri, ilahileri ve şarkıları yarışmalarını da açmıştık. Ayrıca şiirleri bestekârlara besteleterek bir başka hizmeti daha gerçekleştirmiş olduk. Lise ve dengi sekiz binden fazla okulun katıldığı bilgi yarışmaları da tertip ettik. Bu yarışmalar neticesinde pek çok ödül dağıttık. En mühimi de yarışmaya hazırlanan çocukların fazlaca kitap karıştırarak bilgi ve şuur sahibi olmalarıydı. Sonradan yarışma yapılmaz oldu tabi ve istenilen neticeye ulaşılamadı.
A. ŞEN: Hocam ayrıca bir de Mevlid Kandili kutlanıyor hicri takvime göre. Mevlid kandiliyle Kutlu Doğum arasındaki fark nedir?
S. H. BOLAY: Kutlamalara başladığımız ilk dört yıl Mevlid Kandili'nde gerçekleştirdik kut- lamaları, fakat her yıl on gün geriye attıkça artık Ağustos ayına gelmişti Mevlid Kandili. Neticede Ağustosun sıcağında ne konuşacak ne de dinleyecek kimseyi bulamadık. Onun üzerine dedik ki, en iyisi biz bunu Peygamberimizin doğum günü olan miladi 20 Nisan’da sabitleştirelim. Ayrıca başka bir şey daha ilave edeyim bu konuyla alakalı; bir insanın doğum gününün her yıl değişmesini gençlere ve çocuklara izah etmek kolay olmuyordu. Bu da olayın başka bir boyutu diyebilirim. Dolayısıyla tüm bu sebeplerden ötürü mütevelli heyeti Mevlid Kandili'nin kendi gününde, Kutlu Doğum Haftası'nın da Nisanın yirmisinden itibaren kutlanmasına karar verdi. Hatta artık hafta olmaktan çıktı, hem ülkemizde hem de dünyada daha uzun zaman dilimlerinde kutlanır oldu. Neredeyse Nisan ayı Kutlu Doğum ayı oldu diyebiliriz. Kısacası aradaki tek fark birinin -Hicri- kendi gerçek gününde kutlanması, diğerinin ise miladi 20 Nisandan itibaren kutlanılmaya başlaması.
A. ŞEN: Bu haftalara insanlar yığınlar halinde iştirak ediyorlar. Sosyal açıdan nasıl değerlendiriyorsunuz bu durumu?
S. H. BOLAY: Evet, bence Kutlu Doğum Haftası bir sosyolojik hadise oldu. Sosyologların bunun üzerinde durması lazım. Sivil toplum kuruluşları da benimsediler bu haftayı ve yardım da ediyorlar. Ayrıca biz 20 Nisanı da gül günü olarak tertip ettik, o gün her yerde gül dağıtılıyordu ve çiçekçiler de buna gönüllü olarak katılıyorlardı. Bu da ayrı bir olay. İnsanlara gül dağıtıyorsunuz ve tebessüm ettiriyorsunuz. Dolayısıyla çok yönlü bir faaliyet halini aldı zamanla Kutlu Doğum Haftaları. Gerek sosyal gerekse sanat yönü güçlü bir gelenek halini almaya başladı. Mesela Kutlu Doğum Aşı diye bir şey ortaya atıldı ve Kocatepe'de yaklaşık yirmi bin kişiye yemek veriliyor, ikramlar yapılıyor. Dediğim gibi artık bu bir İslami gelişme olmaktan çıktı ve sosyolojik bir olay halini aldı. Uzmanların bunu ciddiye alarak gerekli araştırmaları yapmaları ve tezler hazırlamaları gerekli.
A. ŞEN: Doğum günü kutlaması aslında bizim kültürümüzde olmayan, batı merkezli bir hadise. Ülkemizde de yaygın olduğu söylenemez. Ancak peygamberimizin doğum gününün kutlanması geniş bir kabul gördü. Bu durumu nasıl değerlendiriyorsunuz?
S. H. BOLAY: Bizim yaptığımız uygulama batıdaki gibi birkaç saatlik bir eğlenceden ibaret olmadığı için bir doğum gününden farklı olarak daha fikri, ilmi ve sanatsal faaliyetler şeklinde gerçekleştiriliyor. Yani bunu peygamberimizin doğuşundan ziyade bir fikrin, bir dünya görüşünün doğuşu, gelişmesi ve yayılması şeklinde değerlendirilebilir. Kısacası bu fikrin günümüz insanlarına, günümüz dili ve günümüz imkânlarıyla ulaştırılmasıdır.
A. ŞEN: Peki hocam, bu haftadan da istifade ederek Peygamberimizin evrensel mesajını insanlarımıza nasıl ulaştırabiliriz?
S. H. BOLAY: Bu sivil toplum örgütlerini harekete geçirmekle mümkün olabilir. Artık basın ve yayın organları da yaygınlaşmış durumda. Her türlüsünden istifade etmek ve herkese ulaşmak gerek. Biliyorsunuz günümüz şartlarında bu artık çok zor değil. Bunların yanında yazar ve şairlerimize de büyük görev düşüyor. Peygamberimizin mesajını en iyi şekilde eserlerinde işledikleri takdirde büyük okuyucu kitlesine ulaşmaları mümkün olacaktır.
A. ŞEN: Teşekkür ediyoruz hocam...
S. H. BOLAY: Ben teşekkür ediyorum.
Kaynak:
Yeni Fetih
HABERE YORUM YAZIN
-
KUTLU DOĞUM HAFTASI -
TEKNOFEST Mavi Vatan'da yoğunluk zirve yaptı -
AŞK DEĞER, KİTABI YAYINDA -
Kafir Portekiz Yönetimi Peçe'yi yasakladı -
TEKNOFEST Mavi Vatan kapılarını açtı -
Fidan'ın Libya ve Mısır ziyaretleri: Türkiye’nin çoklu konumlanma stratejisi -
Karapürçek Belediye Başkanı sarığı, cübbesi ve sakalıyla dikkat çekti ve Helal olsun dedirtti -
İstanbul Havalimanı günlük uçuş ve yolcu sayısında tüm zamanların rekorunu kırdı