Sanat Ajans , Yeni Fetih, Yeni Fetih Gazetesi, İlkeli Duruş Gazetesi...

İslam Dünyası'nın Güvenilir Haber Ajansı

  • Dolar
  • Euro
  • GR ALTIN
  • ÇEYREK

  • 20 Ağustos 2026, Perşembe 20:52
Mehmet NuriBingöl

Mehmet Nuri Bingöl

Bir Keşfü’l-Kubur, Bu Zamanda Kırk Kişiden Birinin İmanını Kurtardığını Görmesi Vakıası

 Bediüzzaman Said Nursî'nin iman hakikatlerini anlatırken kullandığı dikkat çekici ifadelerden biri, “Keşfü’l-kubur” tabiriyle ifade edilen bir müşahedeye işaret eder. Rivayet edilen bu sözde, sekerat hâlinde vefat eden kırk kişiden ancak birisinin imanını muhafaza ettiğinin görüldüğü ifade edilir. Bu söz, zahirî anlamıyla bir istatistik vermekten ziyade, iman meselesinin ne kadar ciddi ve hayatî olduğunu anlatan çarpıcı bir ikaz olarak anlaşılmalıdır.
     Buradaki “kırkta bir” ifadesini, bütün insanların ölüm anındaki imanını matematiksel olarak ölçen kesin bir oran şeklinde değerlendirmek doğru olmaz. Bediüzzaman'ın asıl dikkat çektiği nokta, taklidî iman ile tahkikî iman arasındaki farktır. İnsan hayatta iken “Allah vardır, ahirete inanıyorum” diyebilir. Fakat ölümün dehşeti, dünya bağlarının kopması ve bütün sebeplerin insanın elinden çıkması karşısında, iman hakikatlerinin kalpte ne derece yerleşmiş olduğu ortaya çıkar.
     Çünkü ölüm, insanın bütün sahte dayanaklarını elinden alır. Mal, makam, şöhret, servet, beden, aile ve dünya hayatı bir anda geride kalır. İnsan, kendisini Rabbine götüren o büyük yolculukla baş başa kalır. İşte o anda taklitten tahkike geçmemiş, kalpte kökleşmemiş bir inanç sarsılabilir.
Bediüzzaman'ın Risale-i Nur'daki temel davası da tam burada ortaya çıkar: İmanı kurtarmak ve imanı tahkikî hâle getirmek.
**
       İman Sadece Bilmek Değildir
       Bir insanın Allah'ın varlığını bilmesi başka, O'na bütün varlığıyla inanması başkadır. Bir hakikati zihnen kabul etmek ile o hakikatin kalbin derinliklerine yerleşmesi arasında büyük fark vardır.
       Meselâ insan “Ölüm yok oluş değildir” diyebilir. Fakat bunu yalnızca bir bilgi olarak taşıyorsa, ölüm yaklaşınca korku ve endişe karşısında sarsılabilir. Buna karşılık “Benim Rabbim var; beni yokluktan var eden, ölümden sonra yeniden diriltecek ve beni rahmetine kavuşturacak” hakikati kalpte tahkik edilmişse, ölüm başka bir mânaya dönüşür.
       Risale-i Nur'un yaptığı şey de iman esaslarını aklî, mantıkî ve kalbî delillerle açıklayarak insanı “duydum ve inanıyorum” seviyesinden “delilleriyle biliyorum ve kalben tasdik ediyorum” seviyesine taşımaktır.
**
      Sekerat: Hakikatlerin Perdesiz Göründüğü An
       Sekerat, insanın dünya hayatından ayrılıp ahiret âlemine yöneldiği son derece hassas bir zamandır. O anda insanın bütün dikkatleri dünya hayatından çekilir. Kur'ân'ın bildirdiği üzere ölüm, herkesin karşılaşacağı kesin bir hakikattir: “Her nefis ölümü tadacaktır.” (Âl-i İmrân, 3/185)
       İnsan ölümden kaçamaz. Fakat mü'min için ölüm, mutlak bir yokluk değil; ebedî hayata açılan bir kapıdır.
Bediüzzaman'ın ölüm ve ahiret bahislerinde ısrarla üzerinde durduğu mesele budur. İman, ölümü yokluk olmaktan çıkarır; ebedî hayatın başlangıcı hâline getirir. İmansızlık ise insanın zihninde ölümü bir hiçlik ve ayrılık olarak gösterir.
        Bu sebeple ölüm anındaki iman, hayat boyunca elde edilen iman sermayesinin en önemli imtihanlarından biridir.
        “Kırk kişiden birinin imanını görmek” şeklindeki ifade, insanı ümitsizliğe sevk etmek için değil, imanın kıymetini ve tahkikî imanın zaruretini anlatmak için düşünülmelidir. Zira kırk sayısı kat'i bir rakamı değil, örfi olarak çokluğu anlatmak için kullanılmıştır. İtiraz edenlere deriz ki hadiste bile örfi ve ananevi ifadelerle "vahy-i zımni" tasvir edildiğine göre ( 6. Dal, Hadis usulü mitapları) BU NEVİ MECAZİ VE ÖRFİ tasvirler mutlaka bulunur
**
        İnsanın en büyük sermayesi imanıdır. Dünyada milyonlarca liralık serveti olan bir insan, ölüm karşısında bütün servetini geride bırakır. Makam sahibi makamını, şöhret sahibi şöhretini, güçlü olan gücünü terk eder. Fakat iman, insanın ölümden sonra yanında götürebileceği en büyük sermayedir.
       Bu bakımdan asıl mesele, “Ben Müslüman mıyım?” sorusundan daha derin bir sorudur: “Benim imanım tahkikî mi?”
        Yani Allah'a imanım sadece aileden, çevreden ve gelenekten aldığım bir kabul mü? Yoksa Kur'ân'ın ve iman hakikatlerinin delilleriyle kalbimde kökleşmiş bir iman mı?
      Bediüzzaman Hazretlerinin “Risale-i Nur'un vazifesi iman kurtarmaktır” şeklindeki yaklaşımı bu noktada daha iyi anlaşılır. Çünkü iman, sadece bir kimlik meselesi değildir. İman, insanın bütün hayatını ve ölümden sonraki ebedî hayatını ilgilendiren temel hakikattir.
      Bu sebeple Risale-i Nur, insanın imanını taklitten tahkike taşımaya çalışır. Allah'ın varlığını ve birliğini, nübüvveti, Kur'ân'ın hakikatini, haşri ve ahireti aklî ve mantıkî delillerle izah eder. Böylece insanın zihnindeki şüpheleri gidermeye ve kalbindeki imanı kuvvetlendirmeye çalışır.
     Bediüzzaman'ın ifadesiyle mesele, “imanı kurtarmak” meselesidir. Çünkü insanın gerçek kazancı dünyada ne kadar yaşadığı değil, ebedî hayatını hangi imanla karşılayacağıdır.
       “Keşfü’l-kubur” ve “kırk kişiden birinin imanını görmek” şeklindeki ifade, bizi başkalarının imanını sorgulamaya değil, kendi imanımızı sorgulamaya davet etmelidir. “Acaba benim imanım ne kadar sağlam?” “Allah'a olan imanım tahkikî mi?” “Ölüm geldiğinde Rabbime güvenebilecek bir imanım var mı?” Asıl meselemiz bu olmalıdır. Çünkü ölüm bir gün mutlaka kapımızı çalacaktır. O gün insanın yanında malı, makamı, şöhreti ve dünyadaki itibarı değil; imanı, ameli ve Allah'ın rahmeti olacaktır.
        Öyleyse henüz fırsat elimizdeyken imanımızı güçlendirmeli, Kur'ân'ın iman hakikatlerini tefekkür etmeli, taklidî imanı tahkikî imana çevirmeye çalışmalıyız. Zira ölümden korkmamanın yolu ölümü inkâr etmek değil, ölümün ötesindeki ebedî hayatı imanla görmektir.
   ...Ve belki de Bediüzzaman'ın bu çarpıcı ifadesinden çıkarılacak en büyük ders şudur: İman, ölüm döşeğinde aranacak bir sermaye değil; ölüm gelmeden önce kazanılması gereken bir hakikattir.


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


yukarı çık