- Makaleyi Paylaş
- Facebook'ta Paylaş
- Twitter'da Paylaş
- 18 Ocak 2026, Pazar 15:24
- 161 kez okundu
Bir milletin çöküşü ne sınırda başlar ne de ekonomide… Çöküş, üniversite sıralarında başlar. Gençliğini kaybeden bir devlet, geleceğini çoktan toprağa vermiş demektir. Bugün üniversite öğrencisi ilmin, irfanın ve şahsiyetin temsilcisi olması gerekirken ahlâksızlığın, umursamazlığın ve kimliksizliğin açık hedefi hâline gelmiştir. Bu bir tesadüf değil, yıllardır biriken açık bir ihmaldir.
Devlet, gençliği yalnızca diploma fabrikalarına hapsetmiş; ruhunu, ahlâkını ve istikametini kaderine terk etmiştir. Oysa Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem, herkesin bir emanet taşıdığını ve yönetenlerin güttüklerinden sorumlu olduğunu açıkça bildirmiştir. Bu uyarı, özellikle yönetenlere indirilen ilâhî bir ikazdır. Üniversite gençliğinin içine sürüklendiği yozlaşma, “gençler bozuldu” denilerek geçiştirilemez. Asıl soru şudur: Bu gençliği kim sahipsiz bıraktı?
Bugün gençlik madde bağımlılığı, manevî boşluk ve ahlâkî savrulma ile kuşatma altındadır. Devlet ise çoğu zaman seyirci, aileler ise çaresiz bırakılmıştır. Oysa gençliğin bozulması sadece bireysel bir tercih değil; yanlış politikaların, ilgisizliğin ve denetimsizliğin doğal sonucudur. Gençliği korumayan bir sistem, aslında suça, yozlaşmaya ve çöküşe kapı aralamaktadır.
İslam, gençliği en stratejik güç olarak görür. Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem, insanların çoğunun sağlık ve boş vaktin kıymetini bilmediğini ifade ederek gençlik döneminin ne kadar hayati olduğunu açıkça ortaya koymuştur. Üniversite yılları boş vakitle dolu ama yönsüz bırakılmış bir çağdır. Devlet bu boşluğu ilimle, kültürle, ahlâkla ve yüksek ideallerle doldurmazsa, o boşluğu bataklıklar doldurur. Sonra da kimsenin “Gençlik neden bozuldu?” diye sormaya hakkı kalmaz.
Burada ailelere de ağır bir sorumluluk düşmektedir. Aile, yalnızca çocuğunu üniversiteye göndermekle görevini tamamlamış sayılmaz. İnancını, ahlâkını ve duruşunu vermediği evlat; üniversite kapısından içeri girer girmez savrulmaya mahkûm olur. Devlet aileyi, aile de evladını yalnız bırakamaz. Bu zincirin kopması, neslin kaybolması demektir.
Daha acısı şudur: Gençlikten yalnızca üretmesi, çalışması ve itaat etmesi bekleniyor; fakat korunması, desteklenmesi ve inşa edilmesi ihmal ediliyor. Oysa Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem, kıyamet kopuyor olsa bile eldeki fidanın dikilmesini öğütleyerek umudu ve sorumluluğu gençliğe bağlamıştır. Gençlik o fidandır. Devlet, bu fidanı kurda kuşa terk edemez.
Barınma, beslenme, eğitim, kültür ve manevî rehberlik devletin asli görevidir. Gençliği yalnızca ekonomik rakamlarla değerlendiren anlayış iflas etmiştir. Bu bir lütuf değil, ağır bir sorumluluktur. Aksi hâlde yetişen nesil ne bu millete kök salar ne de bu toprağa meyve verir.
Sert konuşmak gerekiyorsa konuşalım. Gençliğini ihmal eden devlet, geleceğini intihar ettirir. Ahlâkı olmayan bir diploma, silahsız bir ordu gibidir. Ruhu eğitilmeyen zihinler, zamanı gelince bu millete yük olur. Bugün alınmayan tedbirler, yarın telafisi mümkün olmayan felaketlere dönüşür.
Son söz nettir. Devlet ve aile, bozulan gençliğe birlikte ve kararlılıkla el atmalıdır. Özellikle devlet, göstermelik değil; köklü, ciddi ve tavizsiz tedbirler almak zorundadır. Çünkü kaybolan her genç, kaybolan bir yarındır. Gençlik korunmazsa, yarın korunacak bir vatan da kalmaz.
Vesselâm.
MAKALEYE YORUM YAZIN
-
03.06.2026 MALINLA ÖVÜNME EY İNSAN! KABRE GÖTÜREMEYECEĞİN ŞEYLE NEDEN BÖBÜRLENİYORSUN?
-
03.06.2026 Aç Olan Karın mı, Göz mü?
-
03.06.2026 İSTANBUL FETHİNİN ASIL ÖNEMİ
-
03.06.2026 ADALET, HERKESE AYNI ŞEYİ VERMEK DEĞİL, HAKKINI VERMEKTİR.
-
03.06.2026 RAHMANİ İKAZ
-
03.06.2026 TEYAKKUZ
-
03.06.2026 İZDÜŞÜM VE AYNA METİNLERDEN ÜÇ MİSAL
-
03.06.2026 Duruşu Olan Bir Gazete: DURUŞ
-
03.05.2026 EN BÜYÜK MİYAR: KANAAT
-
30.04.2026 Emekliye Nefes Aldıracak Bir İmkân: Mütevazı Tatil Desteği
-
28.04.2026 Tabuların Gölgesinden Ne Umulur?
-
24.04.2026 Makam ve Mananın Çatışması ve Gülistan Doku Cinayeti
-
23.04.2026 Malazgirt’te Anadolu Can Atarken İslam'a
-
23.04.2026 SİLÜET
-
18.04.2026 BİR REALİTE: ÖLÜM YIL DÖNÜMÜNDE TURGUT ÖZAL
-
17.04.2026 14- 15 Nisan’ın Acı Gölgesi ve Çıkış Yolu: Maneviyatla Techiz ve İnşa Edilen Öğrenci
-
17.04.2026 FEDAKÂRLIĞIN SESSİZ DESTANI
-
12.04.2026 BURSA FETİHLE GÖNLÜNÜ AÇARKEN İSLAM'A
-
11.04.2026 Şanlıurfa’nın İstiklâl Destanı: 11 Nisan
-
25.03.2026 Üstad Said Nursi Vefat Etti Ama Eserleri Asırları Parlatıyor...
-
10.03.2026 İLK ADIM, İKİNCİ VE ASIL ADIM
-
08.03.2026 Hak Üstündür, Haktan Üstün Yoktur.
-
05.03.2026 Tağutu İnkâr Etmeden İman Sahih Olmaz
-
26.02.2026 "Kabede Hacılar..." İlahisi Popüler Olunca
-
15.02.2026 Ramazan: Kur’ân, Sünnet ve Risale-i Nur Işığında Bir Diriliş
-
06.02.2026 6 Şubat'ta Geceyi Yaran Ses- Hikâye
-
06.02.2026 İSLÂM ORDULARININ CİHAD RUHU VE MAKSADI : İ'LAY-I KELİMETULLAH
-
06.02.2026 Bediüzzaman Said Nursî ve Mehdi-i Azam Meselesi...
-
18.01.2026 EL-ŞARA'NIN "ŞAM" YA DA SURİYESİ
-
17.12.2025 ETHEM “Rüzgârın Oğlu”
-
23.11.2025 KIRK BİR YILIN HİSSİYATI
-
16.11.2025 Uhuvvet Hissi ve İhlasla Alakası
-
14.11.2025 “Ümitsizlik bir hastalıktır” Ya Ümit?
-
10.11.2025 BAŞKAN ZOHRAN MAMDANİ!
-
30.10.2025 “ESKİ HÂL MUHAL. YA YENİ HÂL, YA İZMİHLÂL.”
-
16.10.2025 CAMİALARDA KUZMAN MİSALİ İNSANLAR VAR OLDUKÇA..
-
28.09.2025 Acayip Yerdeki AN
-
02.09.2025 İSKENDER DİYE BİRİ
-
13.08.2025 SİYAH SANCAK
-
12.08.2025 Sessiz Çığlık ve Kapanmayan Yara: Gazze ya da Gaza
-
09.08.2025 YEDİ ASIR EVVEL HAZIRLANAN EV
-
20.07.2025 Yeni Fetih Gazetesi: Bir Dirilişin Kalem Gücü