Sanat Ajans , Yeni Fetih, Yeni Fetih Gazetesi, İlkeli Duruş Gazetesi...

İslam Dünyası'nın Güvenilir Haber Ajansı

  • Dolar
  • Euro
  • GR ALTIN
  • ÇEYREK

  • 03 Haziran 2026, Çarşamba 21:11
Mehmet NuriBingöl

Mehmet Nuri Bingöl

RAHMANİ İKAZ

 Geçtiğimiz günlerde okulda, öğretmenler odasında otururken kastamonur.com.tr sitesinde Muhterem Muhammed Özel’in “Musibetler Neden Başıma Geliyor” başlıklı yazısını okuyordum. 
       Yazının satırlarında insanın başına gelen sıkıntıların hikmeti anlatılıyordu. Tam o sırada hafif bir sallantı hissettik. Sandalyeler titredi, duvarlarda ince bir uğultu dolaştı. Merkezi Malatya olan zelzele bize kadar ulaşmıştı. O an okuduğum satırlarla yaşadığım hâdise birbiriyle kaynaştı.
**
       Bir deprem anında insanın zihnindeki bütün sahte güven duyguları yıkılıyor. Modern çağın insanı teknolojiyle, betonla, makamla ve maddiyatla kendisini güçlü zannediyor. Oysa küçücük bir sarsıntı, insanın ne kadar aciz olduğunu birkaç saniyede hatırlatıyor.
       Kur’ân-ı Kerîm’de Rabbimiz şöyle buyuruyor:
       “Andolsun ki sizi biraz korku, biraz açlık, mallardan, canlardan ve ürünlerden eksiltmekle imtihan edeceğiz. Sabredenleri müjdele.” (Bakara Suresi, 155)
       Musibet, mümin için yalnızca elem değildir; aynı zamanda bir imtihandır. Hatta bazen gaflet uykusundan uyandıran ilahî bir ikazdır.
       Said Nursî Hazretleri Risale-i Nur’da musibetlerin hikmetini anlatırken çok çarpıcı bir ifade kullanır:
       “Musibet, cinayetin neticesi, mükâfatın mukaddemesidir.”
       Yani bazen musibet, insanın yanlışlarını fark etmesine vesile olurken; bazen de sabırla karşılandığında büyük manevî kazançların kapısını açar.
       Bugün insanlık büyük bir hızla maneviyattan uzaklaşıyor. Televizyonlar lüksü, sosyal medya gösterişi, modern kültür ise sınırsız arzuyu kutsuyor.       
       Kanaat küçümseniyor, sabır unutuluyor, şükür zayıflıyor. İnsan “Ben yaptım, ben kazandım, ben güçlüyüm” dedikçe; hayat ona bir anda aczini hatırlatıyor.
İşte deprem tam da bunu yapıyor.
Ayağımızın altındaki toprağın bile mutlak bir emniyet taşımadığını gösteriyor.
**
       Kur’ân’da Zelzele Suresi’nde şöyle buyurulur: “Yer o şiddetli sarsıntısıyla sarsıldığı zaman…” (Zilzâl Suresi, 1)
        Bu ayet yalnız kıyameti değil; insanın dünyadaki gafletini kıran bütün sarsıntıları da düşündürüyor. Çünkü bazen yer sallanır ama asıl sarsılması gereken kalptir.
       Peygamber Efendimiz Muhammed de şöyle buyurmuştur:
    “Müminin başına gelen yorgunluk, hastalık, keder, üzüntü hatta ayağına batan diken bile günahlarına kefaret olur.”
       Demek ki mümin için musibet tamamen karanlık değildir. İçinde rahmet, arınma ve dönüş ihtimali vardır.
Öğretmenler odasında o birkaç saniyelik sessizlikte herkes aynı hakikati hissetti aslında:
       İnsan ne kadar plan yaparsa yapsın, hayatın gerçek sahibi değildir. Risale-i Nur’da geçen şu ifade bu hakikati ne güzel anlatır:
       “İnsan zayıftır; belaları çoktur. Fakirdir; ihtiyacı pek ziyadedir.” Fakat aynı insan, Rabbine dayanırsa da  manevî kuvvet kazanır. Çünkü tevekkül, korkunun ortasında kalbe emniyet veren en büyük hakikattir.
       Belki de en büyük musibet; musibetsiz geçen yılların insanda oluşturduğu gaflettir. Çünkü rahatlık arttıkça insan ölümü, hesabı, faniliği unutuyor. Zelzele ise bir anda bütün perdeleri kaldırıyor.
**
       O gün anladım ki mesele yalnız sağlam binalar inşa etmek değildir. Asıl mesele; sarsıntılar karşısında dağılmayacak sağlam bir ruh inşa edebilmektir.
       Rabbim milletimizi her türlü afetten muhafaza etsin. Musibetleri gazaba değil, ibrete ve dirilişe vesile kılsın. Kalplerimizi gafletin uyuşukluğundan uyandırsın. Âmin.


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


yukarı çık