Sanat Ajans , Yeni Fetih, Yeni Fetih Gazetesi, İlkeli Duruş Gazetesi...

İslam Dünyası'nın Güvenilir Haber Ajansı

  • Dolar
  • Euro
  • GR ALTIN
  • ÇEYREK

  • 25 Ağustos 2026, Salı 19:32
Mehmet NuriBingöl

Mehmet Nuri Bingöl

Gelecek Yıl Bir Milyonun Altına Düşecek Çocuk Sayısı: Türkiye’nin Sessiz Nüfus Alarmı

     MEHMET NURİ BİNGÖL
      25 Ağustos 2026 tarihli haberlerde yer alan TÜİK verileri, Türkiye'nin geleceği açısından üzerinde ciddiyetle düşünülmesi gereken bir tabloyu ortaya koyuyor. Önümüzdeki yıllarda ilkokula başlayacak çocuk sayısının bir milyonun altına, yaklaşık 953 bine düşmesi bekleniyor. 
       Bu seviyenin, 1970-1971 eğitim öğretim yılında görülen yaklaşık 987 binlik rakamın da altında olması, meselenin sıradan bir eğitim istatistiği olmadığını gösteriyor. Üstelik mesele, yalnızca "okullarda öğrenci azalacak" meselesinden ziyade bu tablo, aile yapısından ekonomiye, istihdamdan sosyal güvenliğe, eğitim politikalarından ülkenin gelecekteki üretim gücüne kadar uzanan büyük bir demografik düşüşün işaretidir. Yani mesele, sadece nüfustan ibaret değil, ailenin sağlığı meselesidir
      Türkiye'nin çocuk nüfusu da uzun yıllardır geriliyor. 1970'te toplam nüfusun yüzde 48,5'ini oluşturan 0-17 yaş grubunun oranı, 2025'te yüzde 24,8'e kadar düşmüş durumda. 2025 sonunda Türkiye'de 21 milyon 375 bin 930 çocuk bulunuyor. TÜİK projeksiyonları ise çocuk nüfus oranının ilerleyen yıllarda daha da gerileyeceğine işaret ediyor.
        Bu değişimin temelinde doğumların azalması bulunuyor. Türkiye'de aileler artık daha az çocuk sahibi oluyor. Bunun ekonomik sebepleri var: konut ve kira maliyetleri, çocuk yetiştirmenin artan masrafları, eğitim giderleri, iş güvencesi sorunları ve özellikle gençlerin evlilik çağında karşılaştıkları ekonomik güçlükler... Fakat meseleyi yalnızca "ekonomi bozuk, o yüzden insanlar çocuk yapmıyor" şeklinde açıklamak haddi den fazla eksik bir izah elbet.
       Çünkü ortada, aynı zamanda değerler, aile anlayışı, şehirleşme, ferdileşme, evlilik yaşının yükselmesi ve gelecek endişesi gibi sosyal ve kültürel faktörler bulunmaktadır. Nitekim 2025'te tek kişilik hanelerin toplam haneler içindeki payının yüzde 20,5'e ulaşması da aile yapısındaki dönüşümün boyutunu göstermektedir.
**
     Ekonomik Teşvik Tek Başına Yetmez
        Devlet elbette doğum yapan aileyi ekonomik açıdan desteklemelidir. Fakat yalnızca doğum yardımı yapmakla meselenin çözüleceğini düşünmek doğru değildir. Bir genç şöyle düşünüyorsa, "Evim yok, düzenli işim yok, çocuk sahibi olursam kreş masrafını nasıl karşılayacağım, eğitim giderlerini nasıl üstleneceğim, eşim çalışmak zorunda kalacak; çocuğuma yeterince zaman ayıramayacağım..."
       Böyle birine yalnızca bir defaya mahsus doğum yardımı vermek yeterli olmaz. Dolayısıyla aile dostu bir ekonomik ve sosyal düzen kurulmalıdır.
        Peki, bu problemin çaresi ne? Birinci çare, gençlerin evlenmesini kolaylaştırmaktır. Evliliği geciktiren en önemli engellerden biri ekonomik yüklerdir. Genç ailelere uygun şartlarla konut, kira ve evlilik destekleri sağlanmalı; özellikle ilk evini kuracak gençlere uzun vadeli ve sıfır maliyetli finansman modelleri geliştirilmelidir.
        İkinci olarak, çocuk sahibi olmayı ekonomik bir külfet olmaktan çıkarmak gerekir. İkinci ve üçüncü çocuk sahibi ailelere; kreş, okul öncesi eğitim, sağlık, ulaşım ve eğitim alanlarında güçlü destekler verilmelidir. Çocuk sayısı arttıkça ailenin ekonomik olarak cezalandırıldığı değil, desteklendiği bir sistem oluşturulmalıdır.
        Üçüncüsü, çalışan annelerin yükü hafifletilmelidir. Esnek çalışma, doğum ve ebeveyn izinleri, yaygın ve vasıflı kreş hizmetleri, yarı zamanlı çalışma imkânları ve iş güvencesi gibi tedbirler, aile ile çalışma hayatı arasındaki çatışmayı azaltabilir.
         Dördüncüsü ise belki bütün bunlardan daha önemlisi: aileyi yeniden toplumun merkezine almak. Çocuk sahibi olmak yalnızca ekonomik bir tercih değildir. Çocuk, ailenin devamı; toplumun geleceği ve medeniyetin taşıyıcısıdır.
        Bu yüzden aileyi zayıflatan sosyal ve kültürel şartlar da ele alınmalıdır. Evliliğin, anneliğin, babalığın ve çocuk yetiştirmenin toplumdaki itibarı güçlendirilmelidir.
**
       Öğrenci sayısındaki düşüş eğitim sistemini de değiştirecektir. Bir yıl sonra, yaklaşık 953 bin çocuğun ilkokula başlayacağı bir Türkiye, geçmişte bir milyondan fazla çocuğun ilkokula başladığı Türkiye'den farklı bir eğitim planlamasına ihtiyaç duyacaktır.
        Daha az öğrenci, doğru yönetilirse, daha nitelikli eğitim anlamına gelebilir.
Kalabalık sınıflar küçültülebilir. Köy okulları yeniden değerlendirilebilir. Öğrenci başına düşen eğitim yatırımı artırılabilir. Öğretmenlerin yalnızca sayısal ihtiyaca göre değil, vasıf ve uzmanlıklarına göre istihdam edildiği yeni bir model kurulabilir.
         Özellikle sınıf öğretmenliği açısından bugünden planlama yapılması gerekir. Eğitim uzmanlarının değerlendirmelerine göre öğrenci sayısındaki düşüş, ilerleyen yıllarda öğretmen normlarında da ciddi daralmaya yol açabilecek.
        Fakat burada önemli bir fırsat da var: Daha az çocuk, çocuğa daha fazla yatırım demektir. Türkiye, nicelikten niteliğe geçebilir. Nüfus politikası günübirlik değil, 25 yıllık olmalıdır. Nüfus politikası seçimden seçime değişen bir politika olamaz.
          Çünkü bugün dünyaya gelen bir çocuk, yaklaşık 20-25 yıl sonra iş gücüne katılacaktır. Dolayısıyla bugünkü doğum sayısı, Türkiye'nin 2045-2050'lerdeki ekonomisini de belirleyecektir.
**
     Bu sebepten Türkiye'nin 25, 50 ve 100 yıllık nüfus senaryoları hazırlanmalı; eğitim, sağlık, konut, istihdam, emeklilik ve sosyal güvenlik politikaları bu projeksiyonlara göre şekillendirilmelidir.
         Nüfusun yaşlanması sadece emeklilik sistemini değil, üretim gücünü de etkiler. Bugünün az çocuğu, yarının az çalışanı demektir. Bugünün az çalışanı ise yarının daha ağır sosyal güvenlik yükü anlamına gelebilir.
        Bizce Türkiye'nin önünde iki farklı yol bulunmakta. Birinci yol, "Nüfus azalıyor, okullar boşalıyor, öğretmen fazlası oluşuyor" diyerek yalnızca sonuçlarla mücadele etmektir. İkinci yol ise bu demografik dönüşümü bütün yönleriyle görüp yeni bir Türkiye tasavvuru geliştirmektir.
        Bir yıl sonrasında ilkokula ilk defa başlayacak 953 bin çocuğu yalnızca bir istatistik olarak görmemeliyiz. Her biri bir insan, bir aile, bir gelecek ve bir medeniyet umududur.
        Türkiye'nin meselesi sadece daha çok çocuk sahibi olmak da değildir. Daha huzurlu aileler, daha güçlü nesiller ve daha iyi yetişmiş çocuklar yetiştirmektir.
         Bunun yolu da gençlerin evlenebildiği, ailelerin ekonomik olarak ezilmediği, anneliğin ve babalığın desteklendiği, çocuk yetiştirmenin toplum tarafından değer gördüğü bir sosyal yapıdan geçmektedir.
         Çünkü bir ülkenin gerçek zenginliği yalnızca sahip olduğu petrol, altın veya fabrikalar değildir. En büyük sermayesi, iyi yetişmiş insandır. Gelecek yıl ilkokul kapısından içeri girecek çocuk sayısının bir milyonun altına inmesi, aslında bize geleceğin kapısını göstermektedir.
         Bu kapının ardında yaşlanan ve küçülen bir Türkiye de olabilir; daha az fakat daha iyi yetişmiş nesillerle vasıflılık bakımından güçlenen bir Türkiye de...
     Tercih, bugünden başlayacak doğru aile, eğitim ve nüfus politikalarına bağlıdır. Nüfus meselesi ertelenebilecek bir mesele değildir. Çünkü nüfusun geleceği, milletin geleceğidir. (25.08.2026)


MAKALEYE YORUM YAZIN

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.


yukarı çık